Sfl Edebiyat
  Tanzimat Dönemi Edebiyatının Oluşumu
 

1.TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU

Tanzimat Edebiyatı; yerli kaynaklardan beslenmekle kalmaz, Batı'dan özellikle Fransız Edebiyatı'ndan genişçe yararlanır. Bunun nedeni, XVIII. yüzyılda Fransız Uygarlığı'nın İspanya, İtalya ve İngiltere'yi etki alanına alması, evren¬sel bir kültür düzeyine varmış olmasıdır. O yüzyılda Amerika dahi, bilim, felsefe ve edebiyat bakımlarından Fransa'nın ve Lâtincenin yerini alan Fransızcanın etkisindedir. Kâtip Çelebi'nin «Cihan-nüma» sı, XVII. yüzyıldan sonra Avrupa'ya gönderilen elçiler, Yirmi sekiz Çelebi Mehmet'in «Paris Sefaretnamesi» Avrupa kültürünü bize getirmekte çok büyük rol oynamıştır. Yirmi sekiz Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendi'nin Osmanlı Devleti'nde ilk matbaayı kurmasının da Tanzimat Edebiyatı'nın kaynakları arasında sayılması doğaldır.

 

Tanzimat Edebiyatı; Avrupa'nın etkisi alanında olduğu kadar, her alanda yenileşmenin de görüntüsüdür. Bizanslıların edebiyatı, ticaret yoluyla İspanya, Portekiz, İngiliz ve diğer birçok yabancı kaynaklar edebiyatımızı etkiler. İstanbul yaşamı, özellikle Beyoğlu adeta küçük bir Avrupa etkinliğini gösterir Fransız Devrimi, İstanbul'dan heyecanla izlenir.

 

Tanzimat Fermanı'yla Tanzimat Edebiyatı'nın başladığı savı ileri sürülemez. Çünkü toplumsal bir olayın edebiyata yansıması için o olgu içinde yaşamış yeni bir kuşağın yetişmesi gereklidir. Toplumsal olaylar için, başlangıç ve bitim tarihleri koymak yanlış olmakla beraber, Tanzimat Edebiyatı'nın 1860'tan sonra başladığı savı doğrudur. Tanzimat Fermanı'nda dille, edebiyatla ilgili hiçbir madde olmamasına karşın, Gülhane Hattı'ndan yirmi yıl sonra Tanzimat ilkelerine göre yetiştirilmek istenen ilk kuşak ortaya çıkar.

 

Tanzimat'ı hazırlayanlarla, sonraki yetişenler, Divan Edebiyatı'nın yeni yaşamı anlatmaya yeterli olmadığını görürler; böylelikle «Edebiyat Akımları» açılmış olur. Bu dönemde yetişen sanatçıların, hemen hepsi, Fransız Edebiyat’ı örnek alırlar. Tanzimat Edebiyatı'nın gerek nazım'ında, gerek nesrinde, Fransız Edebiyatı'nda görülen Klasisizm, Romantizm, Realizm, Natüralizm gibi edebiyat akımlarının kaynak etkinliği başlar.

 

2.TANZİMAT DÖNEMİ ÖĞRETİCİ METİNLERİ

Herhangi bir konuda insanları bilgilendirmek, sorunları ortaya koymak ya da onlara çözüm üretmek için ortaya konan yazılar, "öğretici metinler"dir. Yazar, bir düşünceyi ya da yaşamın gerçeklerini, gözlem ve deneyimlerinden yararlanarak okuruna aktarır. Böylece okurlara bir şeyler öğretmek ister.

 

İnsanların belli bir bilgi düzeyi, düşünceleri, inanışları, deneyimi, dünya görüşü vardır. Öğretici metinler, insanların, gerçeklere farklı bir gözle bakmasını sağlar. Öğretici metinler, aydınlatmak, haber vermek, tanıtmak, uyarmak, düşündürmek, değiştirmek, geliştirmek vb. amaçlarla kaleme alınır. Örneğin tarihî bir olayın anlatıldığı öğretici metinde ilk amaç, insanları bilgilendirmek, onlara konuyla ilgili bir şeyler öğretmektir. Bunun yanında o metin, olayın gerçek nedenlerini ortaya koyarak uyarma, insanların yerleşik düşüncelerini değiştirme, olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaştırma amacını da taşır.

Öğretici metinler, farklı türlere ayrılır. Bunların farklı türlere ayrılmasında en önemli etken, ele alınan konu ve onun niteliğidir. Öteki yazın türlerinin belirlenmesinde anlatım, yani üslup ön plana çıksa da öğretici metinlerde ana etken konudur. Dolayısıyla ele alınan konular öğretici metinlerin hangi türde olduğunu da gösterir. Buna göre öğretici metinleri, "bilimsel metin, tarihî metin, felsefi metin, gazete çevresinde gelişen metin türleri, kişisel yaşantıları konu alan metinler" biçiminde türlere ayırmak mümkündür. "Bilimsel metin", bilimin çeşitli dallarında bir konuda kaleme alınan, kanıtlardan yararlanılan metinlerdir. Bilimsel metinlerde ortaya konan yargılar, kişisel yorumlara değil, kanıtlanabilir ölçütlere dayalıdır. "Tarihî metin", tarihi olayların anlatıldığı öğretici metinlerdir. Belgelere dayanan tarihî metinlerde nesnel bir anlatım kullanılır, kişisel yorumlar olabildiğince geri çekilir. "Felsefi metin", felsefeyle ilgili konuları ele alan metinlerdir. "Makale, deneme" gibi, gazete çevresinde gelişen metin türlerinde ise güncel ya da sanat dalıyla ilgili konular ele alınır. "Gezi yazısı, biyografi" gibi kişisel yaşantılara dayalı metin türlerinde ise kişilerin yaşamına dayalı bilgiler aktarılır.

 

Öğretici metinlerde insanları bilgilendirmek amaçlandığından açık, anlaşılır, süsten uzak bir dil kullanılır. Bu yazarın ortaya koyduğu düşüncelerin anlaşılmasını kolaylaştırır, insanlara bilgi verilecek bir metinde süslü ve sanatlı bir anlatım benimsemek, insanları ana düşünceden uzaklaştırır. Süslü ve sanatlı söyleyiş ana düşünceyi örttüğünden insanlar, metinde neyin anlatıldığını tam olarak kestiremez. Bu da verilmek istenen mesajın tam iletilmesine engel olur.

 

Öğretici metinler, çoğunlukla bir ana düşünce etrafında şekillenir. Bu, yazarın, okurlara iletmek istediği düşünce, vermek istediği mesajdır. Bu ana düşüncenin metinde yer alması, yazarla, onun yaşadığı dönemle doğrudan ilgilidir. Çünkü yazar, yaşadığı döneme kayıtsız kalamayacağı için dönemin sosyal yaşayışına, toplumsal gerçekliklere değinir. Bunları yazıya dökerken de döneminin sosyal olaylarıyla ilgili düşüncelerini ortaya koyar ve vermek istediği mesajı, ana düşünceyi yazdığı metne sıkıştırır, insanlar da, bu metindeki ana düşünceyi kendilerince bulup ortaya çıkarır.

 

Öğretici metinlerde düşünceler genellikle, "giriş-gelişme-sonuç" bölümleri uyarınca kaleme alınır. Yazar, "giriş" bölümünde ele alacağı konuyu veya düşünceyi ortaya koyar. "Gelişme" bölümünde bunu ayrıntılarıyla irdeler. Ele aldığı konuya göre belgelerden, kanıtlardan yararlanır. Okura ne tür bilgi vermek isterse o bilgilere burada yer verir. "Sonuç" bölümünde de ortaya koyduğu düşünceleri bir karara bağlar. Yazarın okura vermek istediği ana düşünceyi belirlemede sonuç bölümü oldukça etkilidir. Burada şunu da unutmamak gerekir ki bu bölümler, aynı düşünce etrafında biçimlendiği için birbirine bağlıdır. Anlamca birbirini destekler. Dikkatle bakıldığında paragrafların, bölümlerin anlamca birbiriyle nasıl bağlantılı olduğu görülür.

 

Edebiyatımıza Tanzimat döneminde giren makale, fıkra, deneme gibi öğretici metinlerin gelişmesinde gazetenin önemli bir yeri vardır. Tanzimat sanatçıları, yazdıkları öğretici metinleri dönemlerinin gazetelerinde yayınlama olanağı bulmuşlardır. Öteki sanatçıların yazdığı makaleler ve diğer öğretici metinler de gazetelerde yayınlanmıştır.

 

Dönemin dar koşulları da göz önünde bulundurulduğunda gazetelerin, öğretici metinlerin gelişimine, edebiyatımıza katkısı ortaya çıkar. Dahası bu metinlerin gazetede yayınlanması, halkın aydınlanmasında, bilgilenmesinde etkili olmuştur. Çünkü gazete birçok insana ulaşan bir yayın organıdır. Bu insanlar gazeteyi okurken, elbette makale, fıkra gibi öğretici metinleri okuyacaklar, çeşitli konularda yazarların düşüncelerini öğrenmiş olacaklardır. Daha da önemlisi gazetelerin edebiyat sayfaları bulunmaktadır. Edebiyatçıların eserleri ilk kez gazetelerin bu sayfalarında çıkar, daha sonra kitaplaştırılırdı.

 

Dahası gazetenin bu gücü, Türk kültürünün ve edebiyatının gelişimine de büyük katkı sağlamıştır. Farklı görüşlerin ele alındığı öğretici metinlerin yayınlandığı gazete, bir kültürel zenginlik olarak okurun karşısına çıkmıştır. Ayrıca sanatçılar yazdıkları metinleri okurların beğenip beğenmediğini tepkiler yardımıyla öğrenme fırsatı da yakaladılar. Böylece sanatçılar, daha güzel ürün verme çabasıyla eser ürettiler. Bunun da Türk edebiyatına olumlu yansımaları olmuştur.

 

Batı edebiyatından alınan roman, hikâye gibi anlatmaya dayalı, tiyatro gibi göstermeye dayalı türler ilk defa Tanzimat Dönemi Edebiyatı'nda görülmüştür. Bunun yanında makale, deneme gibi öğretici metinler de yine ilk kez bu dönemde görülmüştür. Bu yazı türlerinin gelişmesinde gazete önemli rol oynamıştır. Sanatçıların yazdıkları öğretici metinler, dönemin gazetelerinde yayınlanmıştır. Böylece sanatçıların bu öğretici metinlerde ortaya koyduğu düşünceler halka daha kolay bir şekilde ulaşmıştır.

 

3.TANZİMAT DÖNEMİNDE COŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

Tanzimat edebiyatı sanatçıları her şeyden önce şiirin konusunu ve anlatımını değiştirdiler. Namık Kemal Lisan-i Osmaninin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazalar isimli uzun makalesinde şiirin, fikrin gelişmesine ve halkın eğitilmesine olan büyük hizmetinden söz eder.

Divan edebiyatının gerçekle ilgisizliğine, yapmacıklığına, boşluğuna şiddetle hücum eden Namık Kemal, edebiyatın yeniden düzenlenmesini ister.

Bunun içinde her şeyden önce yeni bir anlatım yolu, yeni bir dil bulunmasını gerekli görür. Dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması gerekliliğini savunur. Buna rağmen Tanzimat şiirinin dilinin sade olduğunu söylemek zordur.

Tanzimat şirinin Divan şiirine bağlı kaldığı unsurlar daha çok biçim alanındadır. Bu dönemde halk şiirine ve hece veznine olan ilgi biraz artmışsa da divan şiiri ve aruz eski hâkimiyetini sürdürmüştür.

Divan şiirinin nazım şekilleri aynen kullanılmıştır (Gazel, kaside, terkib-i bent müseddes, murabba gibi şekiller).

Şiirin konusu değişmiş, aşk, hasret, ayrılık gibi kişisel konular bir yana bırakılmış, eşitlik, özgürlük, adalet, hukuk gibi toplumsal konulara önem verilmiştir. Ancak bu daha çok I.Tanzimatçılar denen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi sanatçılarda görülür.

II. Tanzimatçılar denen Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Sezaide ise kişisel konular yeniden ele alınmıştır.

Sonuç olarak:

1)Her iki dönem şairleri biçim yönünden Divan şiiri geleneğine bağlı kalmışlardır.

2)Her iki dönem şairleri Romantizmin etkisinde kalmışlardır. Bu dönem şiirinin Batı düşüncesiyle klasizm ve romantizm edebi akımlarıyla ilişkisi vardır.

3)1.dönem şairleri toplum için sanat anlayışını; 2.dönem şairleri ise; sanat için sanat anlayışını benimsemişlerdir.

4)1.dönem şairleri vatan, millet, adalet gibi konuları ele alırken;2. dönemdekiler aşk, doğa, ölüm gibi konuları ele almışlardır. Dolayısıyla konu ve temada yenilik yapmayı başarmışlardır.

5)1.dönem şairleri dilde sadeleşmeyi amaçlamış ancak bunda başarılı olamamışlardır. 2. dönem şairleri ise ağır olan bu dili daha da ağırlaştırmışlardır.

6)Şiirde sanatlı söyleyiş her iki dönem şairleri için de amaç olmaktan çıkmıştır.

7)İki dönemin şairleri de şiirde parça güzelliğini bırakıp bütün güzelliğine ve konu birliğine önem vermiştir.

8)Aruz ölçüsü kullanılmaya devam ederken az da olsa hece ölçüsü kullanılmıştır.

9)Gazel, kaside, terkib-i bent gibi eski nazım şekilleri kullanılmaya devam etmiştir.

10)Özellikle ikinci dönem sanatçıları yeni nazım şekilleriyle şiir yazmada başarılı olmuşlardır(A.Hamit Tahran, Recaizade Mahmut Ekrem başarılıdır).

11)Tanzimat şairleri bireysel duygu düşünce ve anlatıma önem vermiş, böylece Türk edebiyatına Batıdaki bireyci anlayışı getirmişlerdir.

 

4.OLAY ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER

 

A)ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER( ROMAN- HİKÂYE)

Tanzimat dönemi öncesi Türk Edebiyatı'nda hikâye ve roman türleri yoktu. Olay kaynaklı tür olarak mesneviler kullanılmıştır. Bunların da teknik olarak hikâye ve romana benzediği söylenemezdi. Bu metinlerde tekrarlanan konular söz ustalığını göstermek için işlenirdi. Tanzimat, nesir alanında bir çığır açmış, onu şiirden daha etkili bir hale getirmiştir. Süsten, özentiden uzak, halkın okuması, bilgilenmesi amacıyla eserler ortaya koyulmuştur. Türk Edebiyatı'nda roman çevirilerle başlamıştır. Bu alanda ilk eser Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon adlı Fransız yazardan çevirdiği Telemak adlı romandır. Birçok teknik kusurlarla dolu olan bu eserin kahramanlarının yabancı olmasına rağmen büyük ilgi gördü. Konusuyla, kahramanlarıyla ilk Türk romanı ise Şemseddin Sami'nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı bir aşk romanıdır. Bu da birçok kusurlarla dolu basit bir romandır. Edebi sayılabilecek ilk roman Namık Kemal'in İntibah adlı romanıdır.

Sonuç olarak:

1)İlk çeviri roman Yusuf Kamil Paşanın Fenelondan çevirdiği Telemak’tır.

2)İlk yerli romanımız Şemseddin Saminin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tır.

3)İlk edebi romanımız Namık Kemalin yazdığı İntibah’tır.

4)İlk tarihi romanımız Namık Kemalin yazdığı Cezmi’dir.

5)İlk köy romanımız Nabizade Nazımın yazdığı Karabibik’tir.

6)Konular genellikle günlük yaşamdan ya da tarihten alınmıştır. Kölelik ve cariyelik, yanlış Batılılaşma gibi konulara yer verilmiştir.

7)Yazarlar, kişiliklerini eserlerine yansıtmışlardır.

8)Romanlar teknik bakımdan oldukça zayıftır. Yer yer olayların akışı kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapılmış, tesadüflere sıkça yer verilmiştir.

9)Kahramanlar tek yönlüdür; hep iyi ya da hep kötü.

10)1.dönemde romanın amacı halkı eğitmek iken 2.dönemde amaç sanattır.

11)1.dönem Romantizmin, 2.dönem Realizmin etkisinde kalmıştır.

 

Hikâye alanında ise yine ilk eserler Tanzimat döneminde verilmiştir. Daha önce halk hikâyeleri olsa da bunlar belli konuların dışına çıkmaz ve masal karakteri gösterirdi. Özellikle Ahmet Mithat halk hikâyeleri ile batı tekniğini birleştirdi. Letaf-i Rivayat adlı hikâye serisi ile halk hikâyelerini modernleştirmeye çalıştı ve bu alandaki ilk Batılı eserlerdendir. Ancak modern anlamda ilk hikâyecilik Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler adlı eseriyle başlar.

İlk hikâye kitabımız Ahmet Mithat Efendinin Letaif-i Rivayatıdır.

 

B) GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER ( TİYATRO)

Tanzimat dönemine gelinceye kadar edebiyatımızda Batılı anlamda sahne tiyatrosu görülmez. Ancak halk arasında Karagöz ile Hacivat, ortaoyunu, meddah gibi geleneksel halk tiyatrosu vardır:

Karagöz gölge oyunudur. Değişik söz oyunlarıyla yanlış anlaşılan sözlerle güldürü unsuru sağlanır. Eğlendirme amacı taşır. Karagöz adlı cahil biriyle Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki atışmalarla sürer gider.

Ortaoyunu ise şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekâr, Kavuklu, Zenne gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.

1)Meddah tek kişilik bir oyundur. Yüksekçe bir yere çıkan meddah, değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.

2)Bu oyunlar belli bir metne dayanmayan, oyuncuların oyun esnasında konuşmalarıyla oluşan oyunlardır. Eğitici bir amaç taşımaz.

3)Tanzimat tiyatrosu ile tiyatro bir okul sayılmış, halkın eğitilmesinde bir araç sayılmıştır. Bunlarda sosyal eğitim ön plandadır. Toplumda görülen aksaklıklara doğrudan doğruya dokunmak veya tarihin ibret verici olaylarını ele alıp onlardan ahlaki sonuçlar çıkarmak amaçlanmıştır. Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslup konuşma diline ve üslubuna çok yaklaşmıştır. Fakat ikinci dönem Tanzimatçılarda bilhassa Hamitin eserlerinde doğallığını gittikçe kaybetmiş, süslü, yapmacıklı bir hale gelmiştir.

Tanzimat döneminin yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi'nin Şair Evlenmesi adlı tek perdelik komedisidir. Tiyatro alanında eğitici eserler ise Namık Kemal tarafından verilmiştir. Ahmet Vefik Paşa bu dönemde tiyatro çalışmalarıyla tanınmış başka bir isimdir. Bursa da bir tiyatro yaptırmış, burada tercüme ettiği eserleri sahnelettirmiş, halkı tiyatroya gitme konusunda yönlendirmiştir. Moliere’in hemen hemen bütün eserlerini çevirmiştir.

Sonuç olarak:

1)İlk ciddi tiyatro 1867de Güllü Agopun idare ettiği Osmanlı Tiyatrosudur.

2)İlk Türk piyesi küçük bir dram olan; Hikâye-i İbrahim Paşa ve İbrahim Gülşenidir.

3)Batılı anlamdaki ilk tiyatro Şinasi’nin yazdığı Şair Evlenmesi adlı töre komedisidir.

4)Sahnelenen ilk tiyatromuz ise Namık Kemalin yazdığı Vatan Yahut Silistredir.

5)Tiyatro, halkı eğitmek amacından dolayı daha çok okunmak için yazılmıştır.

6)1.dönem tiyatrolarının dili 2. döneme göre daha anlaşılır bir niteliktedir.

 

5.TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

A)Bu dönem sanatçıları, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, tiyatro, roman, hikâye, anı, eleştirme gibi yeni edebiyat türleri getirmişler, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişlerdir.

 

B) Tanzimat edebiyatının özellikle ilk döneminde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal) Montesquieu, Rousseau, Voltaire gibi Fransız yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet, hak, adalet, kanun, meşrutiyet gibi kavramları yaymaya çalışmışlar, toplum için sanat anlayışını benimsemişlerdir.

 

C) Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai) toplum işlerine daha az karışmışlar, sanat için sanat anlayışını benimser görünmüşlerdir. Her güzel şey şiire konu olabilir. Anlayışını savunmuşlardır.

 

D) Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey)bir kısmı Romantizm (Namık Kemal) bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa¬zâde Sezai Nabi-zâde Nâzmi.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.

 

E)Tanzimat edebiyatı, Divan Edebiyatı'nın tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat düşüncesiyle ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de olsa roman türlerinde eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, başta olmak üzere bazı edebiyatçılar ise bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.

 

F) Dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Dil konusunda bu düşünceyle birlikte, eski alışkanlıklarından kurtulup da öz Türkçe yazılmış değildir. Türkçe, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Edebi Türk nesrinin temeli bu dönemde ve Şinasi tarafından atılmıştır.

Cümlelerin uzunluğu kısalmış, anlaşılır cümleler kurulmaya çalışılmıştır

 

G)Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise konuşma dilinden uzaklaşarak Divan Edebiyatı geleneklerini sürdürmüşlerdir.

 

H) Divan şiirindeki bölüm güzelliğine karşın konu bütünlüğüne, güzelliğine önem vermişlerdir.

 
  Bugün 1 ziyaretçi (1 klik) kişi burdaydı!