Sfl Edebiyat
  Olay Çevresinde Gelişen metinler ve Öğretici Metinler
 

III. ÜNİTE

Olay Çevresinde Gelişen Edebi Metinler Ve Bu Eserlerin Önemli Sanatçıları

Halk Nesrinin Özellikleri

·         Nesir halk edebiyatında nazma göre çok çok önemsiz kalmıştır. Çünkü duygu ve düşüncelerin kalıcılığı şiirle daha kolay sağlanmaktadır.

·         Nesir örnekleri arasında halk masalları, halk hikâyeleri, efsaneler, atasözleri, deyimler, halk tiyatrosu, bilmeceler, fıkralar sayılabilir. Bunlardan en yaygınları -tür olarak- masallar, hikâyeler ve efsanelerdir.

·         Halk edebiyatını üç bölümde inceleyebiliriz:

 

Mesnevi

·         Edebiyata İranlı’ların kazandırdığı bir türdür.

·         Mesnevilerde her beyit kendi arasında kafiyelidir. Bu nedenle en uzun şiirler mesnevi türüyle yazılmıştır.

·         Ali Şir Nevai, Şeyhi, Fuzuli(Leyla ve Mecnun), Şeyh Galip (Hüsn ü Aşk) edebiyatımızın en güzel mesnevi yazan yazarlarıdır.

·         Mesneviler aşk mesnevileri (Fuzulî-Leyla ile Mecnun), dinî-tasavvufi mesneviler (Süleyman Çelebi-Mevlit; Mevlana’nın Mesnevi’si), ahlaksal ve öğretici mesneviler (Şeyhî-Harnâme; Nabi’nin Hayriye’si ), savaş ve kahramanlık konusunu işleyen gazavatnameler, bir kentin güzelliklerini anlatan şehrengizler ve mizahi mesneviler diye gruplandırılabilir.

·         Mesnevilerde konu birliği vardır.

·         Mesnevide konu ne olursa olsun , ilk dikkati çeken özellik olayın bir masal havasında anlatılmasıdır. Akıl ve mantık ölçülerini aşan bir sürü olay birbirini izler.

·         Mesnevide olayın geçtiği yer ve zaman belirsizdir.

·         Mesnevilerde çevre tasvirleri gerçeğe uygun değildir,

·         Mesnevilerde  hikaye kahramanları doğaüstü davranışlarda bulunur. Hikayelerde cinler, periler, devler, cadılar, ejderhalar gibi masal motifleri sık sık işlenir.

·         Mesnevi İran edebiyatında ortaya çıkmış (İran edebiyatında Genceli Nizami ve Cami bu türün başlıca adlarıdır) . Genceli Nizami’nin beş mesnevisinden oluşan Hamse’si, sonradan Divan edebiyatı şairleri tarafından da örnek olarak alınmıştır.

·         Türk edebiyatında ilk mesnevi Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı yapıtıdır. Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz.

·         Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mevlana eserine ayrı bir isim koymamıştır; eser, nazım türü olan mesnevi adı ile bilinir.

·         Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır.

·          Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olmak bir itibar kaynağıdır.

·         Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev’i-zâde Atâi’dir.

·         Diğer pek çok edebi türde olduğu gibi mesnevide de Divan şairlerimiz başlangıçta Arap ve İran edebiyatına ait belli başlı mesnevileri tercümeyle işe başlamışlar; ardından da müstakil ve orijinal mesneviler yazmışlardır. Özellikle 17. yüzyıldan sonra artık şairlerimiz, yapılarını milli kimliğimizin oluşturduğu mesneviler yazmaya başlamışlardır.

·          Bu konuda Muhammet Kuzubaş’ın Mahzen-i Esrar ile Nefhatü’-l Ezhar Mukayesesi adlı çalışması, mesnevilerimizin İran ve Arap kültüründen çıkarak yerli kaynaklara yöneldiğini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir.

 

Halk Öyküsü

·         Geleneksel bir içeriği olan, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan öykülerdir.

·         Söylencelerle” halk öyküleri arasında kesin bir ayırım yoktur.

·         Kimi öyküler söylence olarak gelişmiş, aktarılmıştır.

·         Çeşitli öykü türlerinde belli motifler, örneğin hayvanlar, sınamalar ve belli kalıp olaylar yer alır.

·         Halk öykülerinin başlıca türleri “masallar, efsaneler, dini kişilerle ilgili anlatılanlar, hayvan öyküleri, kahramanlık öyküleri ve fıkralardır.”

 

Ortaoyunu:

·         Kol oyunlarından gelişerek 19. yüzyılda kesin biçimine kavuşan Ortaoyunu, adını, izleyicilerin, çevre oldukları bir orta yerde oynanmasından alır.

·         Ortaoyunu, kendi bir özelliği olarak, açık yerlerde, palanga ya da meydan adı verilen yuvarlak ya da yumurtamsı bir alanda oynanır; burada, erkek izleyicilerin oturduğu mevki ile kadın izleyicilerin oturduğu kafes, ip gerili kazıklarla ayrılmıştır; oyuncular, sahne giysilerini değiştirdikleri, önü perdeyle kapatılmış sandık odası'ndan kapı yoluyla oyun alanına girerler.

·         Ortaoyunu'nun dekoru, 68 cm. -1 m. yükseklikte, genellikle Kavuklu'nun işyerini temsil eden ve iki kanatlı bir kafes olan dükkân ile 1.5m yükseklikte, iki, üç ya da dört kanatlı, genellikle ev olarak kullanılan ve önünde iskemleler bulunan yenidünya adı verilen bir paravanadır.

·         Ortaoyunu'nun başında köçek, çengi ve curcunabazların müzik eşliğinde raks gösterisi yer alır.

·         Gündelik olaylardan yola çıkan, doğaçlama, durum komedyası ve laf oyunlarına dayanan Ortaoyunu dört bölüme ayrılır.

·         Pişekâr'ın izleyiciyi selamlayıp, zurnacıyla konuşup oyunu açtığı giriş; Kavuklu ile kavuklu-arkası'nın oyuna girmesiyle başlayan muhavere; belli bir olayın temsil edildiği fasıl; Pişekâr'ın izleyiciden özür dileyip, gelecek oyunun adı ve yerini bildirerek oyunu kapattığı bitiş ortaoyununun bölümleridir.

·         Muhavere oyunun en ustalık isteyen bölümüdür. Kavuklu ile Pişekâr arasında bir çene yarışıdır. Söyleşme bölümü iki kesimde olur. Söyleşenlerin birbiri ile tanıdık çıkması, birbirlerinin sözlerini ters anlaması gibi güldürücü bir söyleşme ki, buna "Arzbar" denir; sonra da "Tekerleme" denilen ortaoyunu'na özgü bir söyleşme gelir. Tekerlemelerde Kavuklu, Pişekâr’a başından geçmiş gibi olmayacak bir olayı anlatır. Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler, sonunda bunun bir düş olduğu anlaşılır

·         Ortaoyunu fasılları; klasik ve yeni eklenmiş fasıllar olmak üzere iki grupta toplanır.

 

Ortaoyununun önemli tipleri:

·         Kavuklu: Dışa dönük, özü sözü bir, dobra dobra olan okumamış bir halk tipidir. Halkın düşüncelerini ve duygularını yansıtır. Haksızlığa, ikiyüzlülüğe karşıdır. Ekmek parası için beceremediği işlere bile girer, hakkı olmayan parayı kazanmayı sevmez. Öğrenim görmediği için bilgisizdir, ama sezgileri güçlüdür. Özellikle Pişekâr tarafından sömürülür. Düş kurmayı sevmez, gerçekçidir. Her şeyi olduğu gibi kabul eder ve yanlışları dosdoğru yüze vurur. Öz eleştirisi de olduğundan sevimlidir. Gülmecenin baş mimarı olduğu için ona Nekre de denir. Kavuk ve kaftan giyer.

·         Pişekâr: Orta oyunu başladığında oyun alnına ilk gelen ve oyun anlatıcısı ve düzenleyicisi işi yüklenmiş iki başrol tipinden biridir. Her şeyi bildiğini Kavukluya inandıran, her kalıba girip çıkan, Kavuklu'ya öğüt verip ne yapması gerektiğini söyleyen, bilgiçlik taslayan ve oyunu yönlendiren kişidir. Tam bir düzen adamıdır. Nabza göre şerbet verir, eyyamcıdır. Kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar. Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Kenarı kürklü kaftan ve külah giyer, elinde şakşak taşır.

·         Pişekâr'la birlikte oyunu yürüten ikinci-oyuncu komik tipler; Çelebi, Zenne, Tuzsuz, Kavuklu-arkası, Denyo; taklit tipleri; Kürt, Arnavut, Acem, Arap, Yahudi, Ermeni, Rum, Frenk’tir. Her tip kendisini simgeleyen müzikle içeri girer. Müzikçiler oyunla bütünleşmişlerdir.

·         Ortaoyunu, yerini 19. yüzyıl ortalarında yerini tuluat tiyatrosuna bırakmıştır. 

 

Gölge Oyunu(Karagöz)

·         Genellikle deriden kesilmiş bir takım insan, hayvan ve eşya tasvirlerinin arkadan ışık verilerek, gölgelerinin gerili beyaz bir perde üzerine düşürülmesiyle oynatılan oyundur.

·         Doğu'da ortaya çıkarak gelişen Gölge Oyunu'nun ilk kaynağının Çin'de 11. yüzyıla uzandığı belirtilmektedir.

·         Diğer bir kaynak ise; Sultan Murat zamanında Bursa’da Ulu Cami yapımında çalışan iki kişinin kendi aralarında diğer işçileri oyalayacak şekilde konuşmaları işin yavaşlamasına neden oluyor. Bunu duyan padişah bu iki kişiyi öldürtüyor.  Bunun üzerine Şeyh Küşteri bu iki nekre tipin perdeye aktarılmasını sağlıyor ve gölge oyunu ortaya çıkıyor.

·         Karagöz oyununun oynadığı perdeye Şeyh Küşteri Meydanı denir. Bu perde beyaz ve gergin bir perdedir.

·         Karagöz oynatan kişiye Hayali, Hayalbaz, Şebbaz adları verilir. Karagöz oynatan kişinin taklit yeteneği güçlü olmalıdır.

·         Karagöz oyunu için gerekli olan malzemelerin toplandığı sandığa Hayal Takımı adı verilir.

·         Hayalinin yardımcısına Çırak, çırağın yardımcısına Sandıkkar, oyunda şarkıları türküleri okuyan kişiye Yardak, tef çalan yardımcıya Sazende adı verilir.

·         Gölge oyunu da orta oyunu gibi dört bölümden oluşur. (aynı özellikler)

 

Karagöz oyununun başlıca tipleri şunlardır.

Karagöz:

·         Oyunun başrol oyuncusu Karagöz'dür. Okumamış bir halk adamıdır. Hacivat'ın kullandığı yabancı kelimeleri anlamaz ya da anlamaz görünüp, onlara yanlış anlamlar yükleyerek ortaya çeşitli nükteler çıkarırken bir taraftan da yabancı dil kuralları ile yabancı kelimeler kullanan Hacivat ile alay eder. Her işe burnunu sokar, her işe karışır, sokakta olmadığı zaman da evinin penceresinden uzanarak, ya da içerden seslenerek işe karışır. Dobra, zaman zaman patavatsız yapısından dolayı ikide bir zor durumlarda kalırsa da bir yolunu bulup işin içinden sıyrılır.Çoğu zaman işsizdir, Hacivat'ın bulduğu işlere girip çalışır. Değişik oyunlarda rol icabı değişik kıyafetler içinde farklı Karagöz tasvirleri vardır.

Hacivat:

·         Halkın okumuş yarı aydın kesimini temsil eder. Hemen her konu hakkında az çok bilgi sahibi olan ukala bir tiptir. Arapça ve Farsça kelimeleri çok kullanır. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz'ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar. Değişik oyunlarda rol icabı değişik kıyafetler içinde farklı Hacivat tasvirleri vardır.

 

Meddah:

·         Dramatik öykü anlatıcısıdır. Arabistan’da Hz. Peygamber'i ve ailesini olduğu kadar, hükümdar ve kahramanların da övgüsü yapmak olarak yer alan Meddahlık, Türkiye'de kendine özgü bir tiyatro sanatı türü olmuştur.

·         Meddahların dağarcıklarında yalnızca görülebilir değil, İslam kaynaklarına dayanan dinsel konular, İran kaynaklarına dayana efsane, destan ve Şehnameler; Türk hikâye, masal ve efsaneleri, romanlar ile tiyatro oyunları da bulunur.

·         Meddah genellikle Ramazan akşamlarında, kahvehane gibi kapalı yerlerde ve halkın içinde gösterilerini gerçekleştirir.

·          Meddah'ın hem başlık yerine kullanmak için, hem de türlü ses ve ağız taklitleri yapmak için omzuna astığı geniş bir mendil, elinde de oyunu başlatma, izleyiciyi sessizliğe çağırma ve saz, süpürge, tüfek, at, vb. yerine kullanmak için bir sopa ve üzerine çıkıp hikâyesini anlattığı bir sandalyesi vardır.

·         Anlatılarına şiirler, tekerlemeler ve kalıplı sözlerle başlayan Meddahlar, anlattıklarının üslubunu taklitli bir anlatıya ya da temsile uygulayarak, "tek kişilik gösteri"lerini sunar, yine kalıplı sözlerle gösterilerini bitirirler.

 

Seyahatname:

·         Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur.

·         Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır.

·         Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Olaylara çoğu defa alaycı bir tavırla yaklaşan Evliya Çelebi, bazen naklettiği olayları renklendirmek amacıyla uydurma haberler ve olaylar da ortaya atmış, okuyucunun ilgisini çekmek için aklın alamayacağı garip olaylara da yer vermiştir.

·         Evliya Çelebi'nin on ciltlik Seyahatnâme'si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.

 

Evliya Çelebi

·         Evliya Çelebi b.Derviş Mehmed Zillî İstanbul'da Unkapanı'nda doğdu, 1682'de Mısır'dan dönerken yolda ya da İstanbul'da öldüğü sanılmaktadır.

·         Evliya Çelebi'nin geziye karşı duyduğu ilgi, çocukken babasından, yakınlarından dinlediği öykülerden, söylencelerden ve masallardan kaynaklanır.

·         Seyahatname” adlı yapıtının girişinde geziye duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece düşünde Peygamber'i gördüğünü, ondan "şefaat ya Resulallah" diyecek yerde şaşırıp "seyahat ya Resulallah" dediğini, bunun üzerine Peygamber'in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri, görme olanağı verdiğini yazar. Bu düş üzerine İstanbul'un bütün yörelerini dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başladı. Kaynakların bildirdiğine göre, Evliya Çelebi'nin gezi süresi 50 yılı kapsar.

·         Evliya Çelebi'nin gezilerinin oldukça geniş bir alanı kaplaması; Osmanlı İmparatorluğu'nun komşu ülkelerle olan ilişkilerini ve gezdiği yerlerde toplumların yaşama düzenini ve özelliklerini yansıtması bakımından çok önemli bir eserdir.

·         Bu geziler yalnız gözlemlere dayalı aktarmaları, anlatıları içermez, araştırıcılar için önemli inceleme ve yorumlara da olanak sağlamıştır.

·         Seyahatname”de günlük konuşma diline yakın, kolay söylenip yazılan akıcı, sürükleyici, yer yer eğlenceli ve alaycı bir dil kullanılmıştır.

·         Evliya Çelebi gezdiği yerlerde gördüklerini, duyduklarını yalnız aktarmakla kalmamış, onlara kendi öznel yorumlarını, düşüncelerini de katarak gezi yazısına yeni bir içerik kazandırmıştır.

·         Eserde anlatım belli bir zaman süresiyle sınırlanmaz, geçmişle gelecek, şimdiki zamanla geçmiş iç içedir.

·         Seyahatname'de,  öyküler, türküler, halk şiirleri, söylenceler, masal, mani, ağız ayrılıkları, halk oyunları, giyim-kuşam, düğün, dernek, eğlence, inançlar, karşılıklı insan ilişkileri, komşuluk bağlantıları, toplumsal davranışlar, sanat ve zanaat varlıkları önemli bir yer tutar.

·         Evliya Çelebi insanlarla ilgili bilgiler yanında, yörenin evlerinden, cami, mescit, çeşme, han, saray gibi değişik yapılarından da söz eder. Bunların yapılış yıllarını, onarımlarını, yapanı, yaptıranı, onaranı anlatır.

·         Seyahatname'nin bir özelliği de değişik yöre insanlarının yaşama biçimlerine, davranışlarına, tarımla ilgili çalışmalarından, süs takılarına, çalgılarına dek ayrıntılarıyla geniş yer vermesidir.

·         Evliya Çelebi'nin yapıtı dil bakımından da önemlidir. Yazar, gezdiği yerlerde geçen olayları, onlarla ilgili gözlemlerini aktarırken kullanılan sözcüklerden de örnekler verir.

 

Tezkire:

·         Divan edebiyatında şairlerin yaşamöyküsünü konu alan yapıtların genel adıdır.

·         Tezkire kelime anlamıyla “zikredilen, zikri geçen” demektir.

·         Kişilerin biyografisini çeşitli yönleriyle sübjektif veya objektif ele alan eserlerdir.

·         Bu eserler mensur yazılmakla birlikte içinde manzum kısımların yer aldığı tezkireler de vardır.

·         Türk Edebiyatı’nda tezkire yazma geleneğinin temeli Ali Şir Nevai ’nin Mecalisü’n-Nefayis adlı eserine dayanır.Edebiyatımızdaki ilk tezkire budur.

·         Türk Edebiyatı’nda sırasıyla XVI.yüzyılda Sehi Bey, Latifi, Âşık Çelebi, Hasan Çelebi, Ahdi ve Beyani; XVII.yüzyılda Sadıki, Riyazi, Faizi, Rıza, Yümni, Asım ve Güfti; XVIII.yüzyılda Mûcib, Safayi, Salim, Beliğ, Safvet, Ramiz; XIX.yüzyılda da Fatin gibi belli başlı tezkire yazarları mevcuttur. Bunların dışında da yazılmış çok sayıda tezkire mevcuttur.

 

Latifi

·         Klasik Türk edebiyatının tezkire yazarlarındandır.

·         Süslü nesir örneği de olan “Tezkiretüş Şüara” adlı eseri ile tanınmıştır.

·         Risale-i Evsaf-ı İstanbul” (İstanbulun çeşitli özelliklerini anlatır) “Fusul-i Erbaa” ( dört mevsimi konu edinir) adlı eserleri de vardır

 

Kâtip Çelebi 1609–1657)

·         Tarih, coğrafya ve bibliyografya alanında önemli yapıtlar vermiş, medrese düşüncesini eleştiren bilgin, İstanbul'da doğmuş aynı yerde ölmüştür.

·         Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanı olan Kâtip Çelebi'nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı da vardı.

·         1648'de “Takvimü't-Tevarih” adlı yapıtı dolayısıyla şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi.

·         Coğrafi yapıtların en önemlisi olan “Cihannüma” özünde tüm İslam ve Hıristiyan coğrafyacılığının da temeli olan Batlamyus (Ptolemaios) kuramına dayanmakla birlikte, o güne dek hemen hemen hiç yararlanılmayan Batı kaynaklarını Osmanlı coğrafyacılığına tanıtması bakımından büyük önem taşımaktadır.

·         Bunların yanında“Keşfü'z-Zünun an Esamü'l-Kütübi ve'l-Fünun',Düsturü'l-Amel li-Islahi'l-Halel', İlhamü'l-Mukaddes fi Feyzi'l-Akdes” Mizanü'l-Hakk fi İhtiyari'l-Ahakk' diğer önemli eserleridir.

 
  Bugün 8 ziyaretçi (33 klik) kişi burdaydı!