Sfl Edebiyat
  Geçiş Dönemi Ve İslam Etkisindeki Türk Edebiyatı
 

III. ÜNİTE

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI

I. Geçiş Dönemi Türk Edebiyatı (11.Yy–12.Yy)


·         8. yy.dan itibaren yerleşik hayata geçen ve daha sonra Müslümanlıkla tanışan Türkler, 10. yy.ın ilk yarısında (920) Karahanlı Devleti hükümdarı Satuk Buğra Han’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle Müslümanlıkla Türklüğü birleştirip bir sentez ortaya çıkarmışlardır. Türkler, hayat tarzlarını buna göre belirlemişler, bu sayede birlik sağlamışlar ve İslâm dininin, Farsların ve Arapların etkisiyle yeni bir edebiyat oluşturmaya başlamışlardır. 

·         Bu edebiyatta sözlü eserlerin yanı sıra yazılı eserler de çoğalmıştır.

·         İlmî eserler ve Kur’an-ı Kerim aracılığı ile Arapçadan; Edebî eserler aracılığıyla da Farsçadan etkilenilmiştir. Yine bu yolla o zamana kadar dış etkilerden uzak olan Türk dili,  Arapça ve Farsçanın etkisine girmeye başlamıştır.

·         İslâm kültürü, ortak İslâm edebiyatının şekil ve tekniği,  zevki, hayat görüşü, temaları, motifleri, Türklerden önce Müslüman olarak bir İslâmî edebiyat geliştiren İranlıların aracılığı ile Türk Edebiyatına girmiştir.

 

İslam Kültürü Etkisindeki İlk Eserler

Kutadgu Bilig

·         Dönemin ilk edebî eseridir. 1070 yılında Balasagunlu Yusuf tarafından Karahanlılar devrinde yazılmış ve Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur. (Eseri beğenen hükümdar bunun üzerine Yusuf’a Has Haciplik (başmabeyincilik) unvanı vermiştir.)

·         Eser kendi döneminin ideal insan, ideal toplum düşüncesini yansıtan bir fikir eseri olarak edebiyat tarihimizdeki yerini günümüzde de koruyan bir eserdir.

·         İlk siyasetname örneği olan eserde hükümdarların, beylerin, vezirlerin, yazıcıların vb. vasıfları ve nasıl hareket edecekleri tek tek anlatılmıştır.

·          Mutluluk Veren Bilgi” anlamına gelen eserde toplumdaki çeşitli tabakalar ve meslek gruplarının sahip olmaları gereken vasıflar, uymaları gereken kurallar ayrıntılarıyla anlatılır.

·         Aruz ölçüsüyle yazılmış ilk eserimiz olarak kabul edilen eser mesnevi nazım şekliyle ve feulün/feulün/feulün/feul  (Şehname vezni) vezin kalıbıyla yazılmıştır.

·         Beyit nazım birimiyle yazılmıştır; ancak dörtlük nazım birimi de kullanılmıştır.  6645 beyittir. Ayrıca 173 tane de dörtlük vardır.

·         Didaktik (öğretici) nitelik taşıyan bir ahlâk ve öğüt kitabıdır.

·         Eserde sembolik bir anlatım vardır. Hikâye 4(dört) kavramı temsil eden dört şahsın karşılıklı konuşmaları üzerine kurulmuştur.  Hükümdar Kün Toğdı: Adaleti, Vezir Ay Toldı: İyi yönetimi, Vezirin Oğlu Ögdilmiş: Aklı, Vezirin Kardeşi Odgurmış: Öbür dünyayı temsil eder.

·         Eser Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle kaleme alınmıştır ve eserin dili oldukça sadedir.

 

Yusuf Has  Hacib(1019-?)

·         11.yüzyıl şairlerinden olan sanatçı akıllı bilgili, erdemli ve dindar bir insan olduğundan halk tarafından sevgi ve saygı görmüştür. Kutadgu Bilig’in yazarıdır.

·         Eserlerinde öğreticilik ön plandadır. İslami kuralları yaymaya çalışmıştır.

·         Sade bir dil kullanan sanatçı aruzla eser veren ilk Türk edebiyatçısıdır.

 

 

Divanü Lûgati't-Türk

·         “Türk Dilleri Sözlüğü” anlamına gelen eser 20 yıllık bir çalışmadan sonra Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072–1074 tarihleri arasında yazılmıştır.

·         Türkçenin ilk sözlüğü kabul edilir. Kelimeleri göçebe boylar arasında gezerek bizzat kendisi derlemiştir. (Diğer önemli sözlükler: Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l-Lugeteyn, Şemseddin Sami, Kamus-ı Türki)

·         Eser bir sözlük olarak hazırlanmasına rağmen, Türk sosyolojisi, psikolojisi, edebiyatı, gelenek ve görenekleriyle ilgili bilgi veren önemli bir eserdir.

·         Türkçenin önemini anlatmak ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmış  mensur (düzyazı)” bir eserdir.

·         Eserde 7500 kelime ve Arapça karşılıklarıyla bunların kullanıldığı örnek cümle veya şiirler, dilbilgisi kuralları ve bir harita (o devirdeki Türk boylarının yerleşim alanını gösteren) bulunmaktadır.

·         İslamiyet öncesi edebiyattan manzum-mensur parçalar (sav, sagu, koşuk), örnekler ve bazı olaylarla donatılmış bir ansiklopedidir.

·         Eser zamanın Türk tarih ve efsanelerine, coğrafya, halk edebiyatı ve folkloruna dair geniş bilgiler vererek Türkoloji'nin temellerini oluşturan Etnografik bir eser olarak kabul edilir.

 

Kaşgarlı Mahmut(?-?)

·         11.yy sanatçılarından, Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarıdır. Kendini çok iyi yetiştiren sanatçı Arapça ve Farsça’yı da çok iyi bilmektedir.

·         Türkoloji ile ilgili çalışmalar yapan ilk Türkolog’dur.

·         İlk kez Türkçe’nin dilbilgisi kurallarını saptamıştır.

 

Atabetü'l-Hakayık

·         12. yy’da Edip Ahmet Yügnekî tarafından yazılan didaktik bir eserdir.

·         Hakikatlerin eşiği” anlamına gelen eser, bir ahlak ve öğüt kitabıdır. 

·         Eser 14 bölümden oluşmuştur: 1-Allah övgüsü,2-Peygamber övgüsü, 3-Dört halife övgüsü…..

·         Eserde yer alan konular, ayrı başlıklar halinde verilmiş, “cömertlik, ilim, doğruluk” gibi konuları işlenmiştir.

·         Aruz ve hece ölçüsünün birlikte kullanıldığı 101 dörtlük ve 46 beyitten oluşan bir mesnevidir.

·         Hakaniye (Çağatay) Türkçesiyle yazılmış olan eser, tarih, Türk dili Tarihi ve Edebiyat Tarihi açısından önemli bilgiler içermektedir.

 

Edip Ahmet

·         12.yy sanatçılarından, Atabetül Hakayık’ın yazarıdır.

·         Tefsir ve hadis gibi konularda âlimdir.

·         Edip Ahmet İlk kez ayetleri ve hadisleri kullanarak şiirler yazmıştır.

·         Sanatçının amacı edebiyat aracılığıyla İslami kuralları anlatmaktır.

·         Türkçeyi güzel ve sanatlı bir şekilde kullanmıştır.

 

Divan-I Hikmet

·         Mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi tarafından 12. yy.da yazılmıştır.

·         İlâhî aşkın, ibadetin, cennetin vb.” konu edildiği didaktik ve tasavvufi bir eserdir.

·         Eser dörtlükler halinde yazılmıştır. Dörtlüklerin adı eserde “hikmet”tir.

·         Eser 7’li ve 12’li hece ölçüsüyle yazılmış ve şiirlerde yarım kafiye kullanılmıştır

·         Eser Doğu Türkçesi ile yazılmıştır.

·         Eserin dili oldukça sadedir.

 

Ahmet Yesevi (?-1166)

·         Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuştur. 12.yy sanatçılarından Yesevi tarikatının kurucusu ve Divan-ı Hikmet’in yazarıdır

·         Tekke edebiyatının ilk sanatçısı ve kurucusudur. Yetiştirdiği öğrencileri daha sonra Anadolu’nun Müslümanlaşmasına büyük katkılarda bulunmuştur.

·         Eserlerinde tasavvuf felsefesi ağırlıktadır.

·         Eserlerini halka tasavvuf felsefesini öğretmek amacıyla sade bir dille yazmıştır. “Hikmet” adı verilen şiirler söylemiştir.

·         Hz.Muhammet’e (S.A.V.) duyduğu büyük hayranlık dolayısıyla 63 yaşında yerin altında kazdırdığı derin bir kuyuya girip, ömrünü orada tamamladığı rivayet edilir.

 

 

2- Oğuz Türkçesinin Anadolu’daki İlk Ürünleri (13.-15. yy.)

 Yunus Emre (13-14yy)

·         1238'de doğduğu 1320'de öldüğü tahmin ediliyor. Yaşamına ilişkin bilgiler sınırlıdır. 13’üncü yüzyılın ortalarına doğru Moğol istilası ve Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı dönemde Anadolu’da yaşadığı sanılıyor. Bu dönemin sarsıntı ve acıları Yunus’un eserlerinde derin izler bırakmıştır.

·         Çocukluğunda Arapça ve Farsça öğrenmiş,  İran ve Yunan mitolojisiyle, tasavvuf tarihini incelemiştir.

·         Ahmed Yesevi'nin müritlerinden Taptuk Emre’nin dergâhında hizmet etmiş, Taptuk Emre’nin düşüncelerini yaymak için Anadolu’yu köy köy kasaba kasaba dolaşmıştır.

·         "Vahdet-i vücud" (varlık birliği) tasavvuf yorumunu benimseyen Yunus Emre, keskin bir gözlem gücüne, derin bir hoşgörüye sahiptir.

·         Felsefesinde, "şeriat, tarikat, marifet, hakikat" olmak üzere dört bilgi düzeyi belirlemiştir. "Şeriat" İslam'ın kuralları, "tarikat" tarikat kural ve yolları, "marifet" keşif ve ilham yoluyla ulaşılan bilgiler, "hakikat" ise en yüksek bilgi olan gerçeğin ya da Tanrı'nın sırrıdır.

·         Yunus'a göre biri "zahiri" yani dış, diğeri "batini" yani iç olmak üzere iki dünya vardır. Yalnızca iç dünyayla ilgili bilgiler, yani batini bilgiler en yüksek bilgi derecesine ya da Allah’ının sırrına erişir. Allah’a ulaşmak, gerçeğin gizini çözebilmek için bütün dindışı bilimlerden vazgeçmek gerekir.

·         Ona göre, "gönül kırmama" ilkesi şeriat kurallarının üstündedir. Yunus Emre'nin bu görüşü, şeriatı savunan din adamları ile tarikatlar arasında sürüp giden tartışmaların etkisini taşır.

Yunus Emre’nin Şiir anlayışı

·         Şiirlerini hece ölçüsüyle yazmış daha çok 7 ve 8 heceli kalıpları kullanmıştır. Bunun yanında aruz denemelerine de yer vermiştir. Hece ölçüsüyle yazdığı dörtlüklerin yanı sıra yine hece ile beyitler ve gazeller de yazmıştır. Aruz vezniyle yazdığı şiirlerinde hece ölçüsü uyak sistemine bağlı kalmıştır.

·         Şiirlerini Oğuz lehçesi ve gününün konuşma diliyle yazmıştır. Ama arı bir Türkçe kullandığı söylenemez. Şiirlerinde yer yer Arapça ve Farsça tamlamalara yer vermiştir. Yine de onun şiirlerinde Oğuz lehçesi olağanüstü bir anlatım gücü ve uyuma ulaşmıştır.

·         Şiirlerinde insan ve Allah sevgisini, tasavvuf inancını samimiyetle ve yürekten işlemiş, lirik şiirin en güzel örneklerini vermiştir.

·         Yunus Emre’nin kendisinden sonraki Tekke âşıklarında derin izleri vardır.

·         Sağlığında düzenlediği divanı yoktur, günümüzdeki divanları derlemedir.

·         En önemli eseri olan “Risaletün-Nushiyye  Nasihat kitabı anlamına gelir. Aruz ölçüsüyle yazılmıştır. 563 beyitten oluşur. Yunus bu eserinde insanın; su, toprak, ateş ve hava denen dört unsur ile onlara sonradan eklenen can (ruh)’ın birleşmesinden meydana geldiğini anlatır. Su, temizlik ve cömertliğin; toprak, sabır ve iyi huyların; hava, sahtekârlığın ve aceleciliğin; ateş, kibir ve kötü arzuların; can ise iyilik, güzellik gibi güzel duyguların sembolüdür.

 

Kaygusuz Abdal (15yy)

·         Asıl adının Alâeddin Gaybî olduğu söylenir. Padisah II. Murat döneminde 1341–1444 arasında yaşadığı sanılıyor. İyi bir eğitim görmüştür. Bektaşi şeyhi Abdal Musa’nın dergâhına girmiştir. Şeyhinden izin alarak, Mekke ve Mısır’a gitmiştir. Mısır’da öldüğü ve Mukattam Dağı’nda bir mağaraya gömüldüğü söylenir. Bir başka söylentiye göre de Antalya Elmalı’da gömülüdür.

·         Şeyhi Abdal Musa gibi halifesi Kaygusuz Abdal da Bektaşi-Alevi edebiyatının kurucularından sayılır. Yunus Emre’nin yolundan gitmiştir.

·         Hem aruz, hem hece ölçüleriyle yazılmış şiirleri vardır. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin çoğu "şathiye" türündedir.

·         Şiirlerini ana teması Allah, insan ve doğa sevgisidir.

·         Yalın bir dili ve kıvrak söyleyişi vardır. Kaygusuz Abdal, alaycıdır. Yobazlık ve ham softalığı eleştirmiştir.

·         Düzyazı alanında da örnekler vermiştir.

·         Divanının yanı sıra, Sarây-Nâme, Minber-Nâme, Dil-Güsâ, Gevher-Nâme, Budala-Nâme, Mesnevi, Muglâta-Nâme, Esrâr-i Hurûf, Vücûd-Nâme adlı eserleri var

 

Hoca Dehhanî (13yy)

·         Divan edebiyatının ilk şairi olarak kabul edilen sanatçı, 13.yy. yaşamış, Horasan Türklerindendir.

·         İran edebiyatı etkisiyle din dışı konularda ve lirik şiirler yazmıştır.

·         Şiirlerinin en önemli teması “aşk”tır. Bunun yanında devrinin “sosyal hayatını, ahlak ve güzellik anlayışını” eserlerinde aksettirmiştir.

·         Şiirlerini temiz bir Türkçeyle ve sanatlı bir üslupla yazmıştır.

·         Konya’da Selçuklu sarayında Fars’ça bir “Selçuk Şehnamesi” yazmıştır. Bunun yanında elimizde bir kasidesi ve dokuz gazeli vardır.

Ahmedî (1334–1413)

·         Klasik şiirin kurucusu kabul edilen sanatçı, Kütahyalıdır.

·         İslami ilimler yanında tıp, astronomi ve geometri alanlarında da bilgi sahibidir.

·         Söz sanatlarını çok ince bir zevkle işlediği şiirlerinde halk diline geniş yer vermiştir.

·         Din dışı şiirleri, “aşk ve eğlence, tarih ve tabiat” temalı lirik gazelleri vardır.

·         Döneminde şiirimiz İran etkisinde kurtulmuş, şekil ve konu yönünden zenginleşmiştir.

·         Cemşid ü Hurşid (mesnevî), İskendername (mesnevî) (Büyük İskender’in hayatı, idealleri ve fetihlerinin anlatıldığı eserdir) Divan, Mirkad-ı Edeb” en önemli eserleridir.

 

Kitab-I Dede Korkut

·         Destandan halk hikâyesine geçiş döneminin ürünüdür.  Bu hikâyeler birçok destan özelliğini içinde barındırır. Bu özellikler; epik karakterlerini korumaları, kahramanların olağanüstü güçlere sahip olmaları, tabiatüstü varlıklara yer verilmesi, olayların tarih ve coğrafyayla ilişkili gelmesi vs.dir. Yine bu hikâyeler; kısa olmaları, nazın nesir karışık yazılmaları ve ayrıntıya yer vermeyişleri bakımından destan kabul etmek mümkün değildir.

·         12 destansı hikâye ve bir mukaddimeden oluşan Oğuz Türklerine ait bir eserdir.

·         Eserde bir yandan Türklerin İslâm öncesi hayatları anlatılırken diğer yandan İslâm’a ait unsurlara da yer verilir.

·         Dede Korkut, hikâyelerin içinde adı geçen yaşlı bilge,  meçhul bir halk ozanıdır.

·         15. yy.da yazıya geçirilmiş olan eserde nazımla nesir iç içedir. Anlatıcının söylediği bölümler nesirle, kahramanların konuştuğu bölümler nazımla yazılmıştır.

·         Halkın kullandığı destansı bir dille yazılmıştır.

·         Kahramanlık, yiğitlik, boylar arası savaşlar, aşk, aile birliği eserde işlenen konular arasındadır.

Dede Korkutun yaygınlıkla bilinen hikâyeleri şunlardır:

1-Dirse Han Oğlu Boğaç Han
2-Salur Kazanın Evinin Yağmalanması
3-Kam Büre Beg Oğlu Bamsi Beyrek
4-Kazan Beg Oğlu Uraz Beg'in Tutsak Olması
5-Duha Koca Oğlu Deli Dumrul
6-Kanlı Koca Oğlu Kan Turali
7-Kadılık Koca Oğlu Yegenek
8-Basatın Tepegöz'ü Öldürmesi
9-Begel Oğlu Emren
10-Usun Koca Oğlu Seğrek
11-Salur Kazanın Tutsak Olması
12-Dış Oğuz'un iç Oguz'a İsyanı

 

·         Dede Korkutun hayatı ve onun hikâyeleri, geçmişten geleceğe uzanan mücadelede varlığımızın, birliğimizin ve dirliğimizin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta, kahramanlık ruhumuzu coşkun bir üslupla dile getirmekte ve geleceğe ümit ve sevgiyle bakmamızı sağlamaktadır.

 

Dede Korkut’un Kutsal Kişiliği:

·         Destanlarda Dede Korkut kerâmet sahibi biridir. Doğa üstü bir manevi güce sahiptir. Destanlarda şu gibi kerametleri görülmüştür;

1- Gelecekten Haber Verme: “Korkut Ata söyledi: Ahir zamanda hanlık tekrar Kayı’ya geçecek. Kimse ellerinden alamayacak, ahir zaman olup kıyamet kopuncaya kadar.” (Mukaddime)

Destanda geçen örnekte de belirtildiği gibi Dede Korkut gelecekten haberler verirdi. Bu haberleri geçmişte yaşadığı deneyimlere dayanarak söylerdi.

2- Halkın Onun Sözünü Tutması: “ Korkut Ata Oğuz kavminin müşkülünü hallederdi. Her ne iş olsa Korkut Ata’ya danışmadan yapmazlardı. Her ne ki buyursa kabul ederlerdi. Sözünü tutup tamam ederlerdi.” (Mukaddime)

Hanlardan çobana kadar herkes onun sözüne güvenirdi, ona danışırlardı.

3- Duasının Allah Katında Kabul Olması: “… Ne derse olurdu. Gaipten haber söylerdi. Hak Taâla onun gönlüne ilham ederdi.” (Mukaddime)

“… Dede Korkut dedi: (Kılıç) Çalarsan elin kurusun dedi. Hak Taâla’nın emri ile Deli Karçar’ın eli yukarıda asılı kaldı. Zira Dede Korkut keramet sahibi idi, dileği kabul olundu.” (Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı)

 

·         Birinci örnekte geçen “Ne derse olurdu.” cümlesi hem halkın onun sözünü dinlediği hem de duasının kabul edildiği anlamındadır. İkinci örnekte de duasının kabul olduğu belirtilmiştir.

·         Dede Korkut’taki bu kerametlerin iki kaynaktan gelmiş olabileceği düşünülmektedir;

1- İslam Tasavvufu
2- Şamanist İnanç

 

·         Dede Korkut’un destanlarda İslam tasavvufuna uymayan davranışları bu ihtimali zayıflatıyor. Mutasavvıflardaki kamil insan olma hedefi, çile çekme, dergah… gibi unsurlar Dede Korkut’ta görülmüyor. Ermişlerinkine benzeyen olağan üstü olaylar yaşaması da yazıya geçirilene kadar uğramış olduğu değişiklikler olabilir, çünkü Türklerin İslam'ı henüz kabul ettiği ve değişim içerisinde olduğu 15-16. yy.larda yazıya geçirilmiştir.

·         Dede Korkut’un kutsal kişiliğinin şamanist yaşantıdan gelmiş olabileceğini kabul edebiliriz. Ozan oluşu şamanistlerin özelliğini hatırlatmaktadır. Ayrıca kerametlerini gizlememesi de kutsal kişiliğinin şaman inancından geldiğini güçlendirmektedir. 

 

Dede Korkut’un Bilge Kişiliği:

·         Dede Korkut sıradan insanlardan, devlet adamlarına kadar herkesin saydığı ve danıştığı bilgedir, öğüt vericidir. Bilgeliği eğitici, öğretici ve tenkit edicidir. Onun bu kişiliği tarih ve toplum yaşantısından gelmektedir. Geçmiş alplerin başından geçen olayları anlatır ve öğüt verir.

 

Dede Korkut Destanları:

·         Kitapta daha önce de belirttiğimiz gibi on iki tane destan vardır. Bu destanların her biri bir boy için söylenilmiştir. Bu destanlarda boyların hanlarının başından geçen olaylar, ad koyma, canavarlarla savaşma gibi bölümler yer almaktadır.

·         Hikayelerin dili oldukça sadedir. 15.-16. yy.da yazıya geçirildiği halde arı bir Türkçe’ye sahiptir. Az miktarda Arapça kökenli kelime de vardır.

·         Hikayeler çoğunlukla manzum ve ahenkli bir şekilde anlatılır. Manzumların bir kısmı kafiyeli olmasa da kulağa hoş gelen bir söyleyiş tarzı vardır.

·         Kitapta yaklaşık 8.000 tane farklı sözcük ve deyim geçer.

·         Cümleler kısa ve yalındır.

 

Dede Korkut Destanlarının Genel İç Yapısı:

·         Destanlar olağan üstü olayların yoğunluğundan sıyrılmış ve günlük, sade olaylar da konu olmuştur. Destan niteliğine tüm Oğuzlar'ı etkilemesiyle ulaşmıştır. Hikayeler basit görünen olaylarla başlamış ama tüm Oğuzlar'ın etkilenmesiyle sonuçlanmıştır.

·         Hikayelerde dersler verilmiş, halk bilgilendirilmek istenmiştir.

·         Destanlaşmış tarih olayları anlatılmıştır.

·         Oğuzların dini inançları belirtilmiştir, örneğin Alpler kafirlerle savaşa gitmeden evvel arı sudan abdest alıp, iki rekat namaz kıldıkları belirtilmiştir.

·         Halkın iktisadi durumu da anlatılmıştır. Oğuzların daha çok hayvancılıkla geçindiği neredeyse her hikayede görülmektedir.

·         Oğuzlar’da üstünlük zenginlikle, mal mülkle olmaz. Oğuzlar’da üstülük yiğitlikle olur. Erkek gençlerin isim alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekir.

·         Yiğitlik gösteren delikanlıya Dede Korkut isim verir. Verdiği isimler genellikle delikanlının gösterdiği yiğitlikle alakalıdır. Mesala Boğaç Han’a “Boğaç” ismi boğayı boğduğu için verilmiştir.

·         Oğuzlar işlerini kendileri yapamazsa küçük düşerler. Üstünlüklerini kaybetmemek için yardım kabul etmezler. Kazan Han’ın hikayesinde de böyle olmuş, Kazan Han çobanı, yardımını engellemek için, ağaca bağlamıştır.

·         Hikayelerde kadın da söz sahibidir. Kadın da hanlık edebilir. Kadın evlenirken güçlü, yiğit birini arar. Gerektiğinde kadın da savaşır fakat kadının savaşması erkeği küçük düşürür.

·         Destanlarda yoğunlukla ideal Oğuz Alp'inin nasıl olması gerektiği anlatılıyorsa da Alplerin başına gelen olaylardan herkese pay düşüyor. Büyüklüğün ve güçlülüğün erdem ve hünere bağlı olduğu her fırsatta belirtilmiş. Düşmana karşı savaşmak da yiğitliğin, büyüklüğün göstergesidir.

·         Verilen dersler bu kadarla da kalmıyor. Bunların bir kısmı doğrudan devlete ve yöneticilere bir kısmı da millete verilmek istenen derslerdir

1- Devlete Verilen Öğütler: Destanlarda genel bir ilke şeklinde Oğuz birliğini devam ettirme fikri işlenmiştir. Bu birliği devam ettirebilmek için devlete ve devlet adamlarına;

- Ekonomik güce sahip olma,

- Hüner ve erdem sahibi olma,

- Buyruk olmanın gereği anlatılmıştır.

- Destanlarda vurgulanan bu unsurlar sanırız dünya döndüğü sürece devam edecektir.

2-Ayrıca Alplere de şöyle öğütler veriliyor;

- Ok atmada ve yay çekmede hünerli olmak

- Düşman ile savaşta üstün gelmek

- Ülkesine sahip çıkmak

- Zengin ve eli açık olmak (Aç doyurmak, yoksul donatmak‘ şeklinde geçen halka karşı merhametli ve cömert olmak)

- Soylu olmak ve soyunu küçük düşürmemek.

3-Halka Verilen Öğütler;

- Devlete sadık olmak

- Misafirperver olmak

- Dedikodu yapmamak

- Dürüst olmak

- Korkak olmamak

- Çocuğunu iyi yetiştirmek

- Üstüne düşen görevi yerine getirmek

- Eşine sadık olmak

- Ana babaya hürmet etmek ...  

Bazı öğütler de var ki, pek çoğu atasözleri gibi kalıplaşmıştır;

- Ecel vakti ermeyince can çıkmaz.

- Çıkan can geri gelmez.

- Yığılı malın mülkün olsa da nasibinden fazlasını yiyemezsin.

- Kara eşek başına gem vursan katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz.

 

Destanlarda Yer Alan Eski Türk Gelenekleri

Ad Koyma: Oğuz Türklerinde bir gencin ad alabilmesi için bir yiğitlik göstermesi gerekiyordu. Bu yiğitliği gösterdikten sonra Dede Korkut'u çağırırlardı. Dede Korkut da dua edip gence yiğitliğiyle alakalı bir isim verirdi; "... Bunun adı boz aygırlı Bamsı Beyrek olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin."

 

Toy etme ( Toplantı yapıp karar verme): Oğuzlar mühim konularda karar vermek için toplantı yaparlardı; Kudretli Oğuz beylerini hep çağırdılar evlerine getirdiler. Ağır misafirlik eylediler.

 

Düğün: Halen devam eden bir geleneğimiz olan düğünlerde ziyafet verilir şenlik yapılırdı.

 

Kız İsteme: Kız babasından veya abisinden istenirdi. Kız istemeğe büyük ve saygın kişiler giderdi. Dede Korkut Deli Karçar'dan kız kardeşini Bamsı Beyrek'e şöyle istemiştir; "Tanrını buyruğu ile peygamberin kavli ile aydan arı, güneşten güzel kız kardeşin Banu Çiçek'i Bamsı Beyrek'e istmeğe gelmişim."

 

Başlık Alma: Kız vermeye karşılık kızın ailesi başlık isterlerdi. Kitapta kız kardeşini vermek istemediği için aşırı miktarda başlık isteyen Deli Karçar anlatılmıştır. “Deli Karçar der: Dede, kız kardeşim yoluna ben ne istersem verir misin? Dede der: Verelim dedi, görelim ne istersin? Deli Karçar der: Bin erkek deve getirin dişi deve görmemiş olsun, bin de aygır getirin ki hiç kısrakla çiftleşmemiş olsun, bin de koyun görmemiş koç getirin, bin de pire getirin bana dedi. Eğer bu dediğim şeyleri getirirseniz pek ala veririm.”

 

Sövüş Etme: Misafir İçin Hayvan Kesme. Oğuzlar bir misafir geldiği zaman onun için bir hayvan kesip ikram ederlerdi.

 

Düş Yorma: Rüyalarında gördükleri garip durumları Dede Korkut'a yorumlatıp mana çıkarırlardı

 

Danişmendname

·         11. yüzyılda İç Andolu'da Bizans'a karşı yaptığı fetihlerle şöhret bulan Danişmend Gazi'nin adı etrafında teşekkül etmiş fetih menkıbelerinden oluşan destani roman niteliğinde bir eserdir.

·         Danişmendnâme de Battalnâme gibi İslâm'ın cihad ve gaza örgüsüne dayalı olarak meydana getirilmiştir. Bu bakımdan iki eser arasında sıkı bir bağlantı bulunmaktadır. Bu sıkı ilişki yüzünden Danişmendname'yi Battalnâme'nin devamı olarak kabul edenler bile olmuştur.

·         Dânişmendnâme, Anadolu Selçuklu hükümdarı II. İzzeddin Keykâvus'un emriyle, münşilerden İbn Âlâ tarafından 642 (1245) yılında, gaziler arasında dolaşan menkıbelerin derlenmesi sonucu meydana getirilmiştir.

·         Araştırıcıların çoğu Danişmendname’nin  II. Murad devrinde (1421-1451) kaleme alındığı konusunda birleşirler.

·         Danişmendname’nin konusu özetle şöyledir: Peygamber efendimizin hicretinden 360 sene sonra, Battal Gazinin torunlarından Melik Ahmed Danişmend, halifeden izin alarak, birçok beyle birlikte Anadolu’da fetihlere başlar. Uzun bir zamandır harab olan Sivas’ı mamur hale getirerek buraya yerleşir. Burada mücahidleri ikiye ayırır. Turasan idaresindeki mücahidler İstanbul üzerine giderler. Fakat Alemdağ önlerinde şehid olurlar. Melik Ahmed Danişmend ise Sivas’tan Karadeniz’e kadar olan bölgeyi fethetmeyi kararlaştırır. Artuhi isminde bir Hıristiyanın Müslüman olmasına vesile olur ve onu yanından ayırmaz. Tokat, Zile, Amasya, Çorum ve Niksar bölgelerini fethederek halkı Müslüman olmaya davet eder.
Halkın büyük bir kısmı İslamiyeti seve seve kabul eder. Ancak bir müddet sonra Niksarlılar dinden çıkarak bölgedeki birçok Müslümanı öldürürler. Danişmend Gazi, Niksar’ı tekrar alarak Canik’e doğru yola çıkar. Fakat yolda pusuya düşürülerek şehid edilir. Vasiyeti üzerine Niksar Kalesi karşısında bir yere defnedilir.

·          Danişmend Gazinin şehid edilmesinden sonra Hıristiyanlar kaybettikleri yerleri tekrar alırlar. Danişmend Gazinin oğlu Melik Gazi Bağdat’a giderek halifenin huzuruna çıkar. Babasının fethettiği yerleri Hıristiyanlardan tekrar alır. Niksar’a babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırır. Melik Gazinin fetihlerini Anadolu Selçukluları hakimiyetine bağlayan destanda olaylar birbiri arkasına devam ettirilerek anlatılır.

·         Battalname’nin bir devamı olarak kabul edilen bu eserde münacaatlar, Allah’a sığınıp yardım dilekleri, Hızır aleyhisselamın görünüp yaraları iyileştirmesi, bazı Hıristiyanların rüyalarında Peygamber efendimizi görerek Müslüman olmaları, kimi Hıristiyan kızlarının mücahidlerle evlenmeleri gibi dini motifler yanında tarihi ve efsanevi unsurlar da çoktur.

·          Eserin son bölümü bir sonsözden ibarettir. Yazar burada dünyanın faniliğinden bahsederken dini ve ahlaki nasihatler verir.

·         Danişmendname’de tarihi, masallaştıran ve pekçok vak’a için yanında tarihe ışık tutan parçalar da vardır. Eserde gazalara kimlerin hangi sıra ile katıldıkları belirtilmekte, özellikle başı açık, yalın ayak harb eden dervişlerin küffar ile yapılacak gazaya yürüyüşleri hakkında bilgi verilmektedir.

·         Danişmendname’nin kahramanı olan Melik Danişmend Gazi, Battal Gaziye benzeyen bir kişi olup, bilgili, dindar ve usta bir kumandandır. Bir kılıç darbesiyle, düşman askerinin başını ve vücudunu oturduğu atın eğer kayışına kadar ikiye böler. Muharebe esnasında attığı naralarla koca bir orduyu dağıtır.

·         Halk şairleri tarafından bu tür eserlerin nazmında çok kullanılan “Mefailün mefailün faulün” vezninde ve o devir halkının kolay anlayabileceği dille söylemiş ve yazılmış olan Danişmendname, tarihçiler için kaynak eserlerden sayılmıştır. Osmanlı tarihçileri devirlerinin tarih zevkine uygun buldukları bu eserden bir tarih kaynağı olarak faydalandılar.

·         Anadolu’da birçok yazması bulunan eserin bir nüshası da Paris Milli Kütüphanesindedir. İstanbul’da Millet Kütüphanesi Ali Emiri Bölümü (Tarih Nu: 571) ile Belediye (İnkılap) Kütüphanesi Muallim Cevdet Bölümü (Nu: K.441)nde birer nüshası daha vardır. Eser, 1960 senesinde batı dillerine tercüme edilerek La Geste de Melik Danişmend, Etude Critique Danişmendname adı altında yayınlandı. Eser üzerinde son ilmi çalışma İréne Melikof tarafından yapılmış ve La Geste Melik Danişmend Tome I, Edition Critique Tome II adı ile iki cilt halinde yayımlanmıştır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

 

Battalname

·         Seyyid Battal Gazi'ye ait kahramanlık hikâyelerini içine alan bir eserdir. Battal Gazi, 8. yüzyılda Emevilerin Anadolu'da Bizanslılara karşı açtıkları savaşlarda "Battal" (kahraman) lakabıyla ün kazanmış Müslüman bir Arap kumandanı olup asıl adı Abdullah'tır. Bu Müslüman kumandan hakkında söylenen kahramanlık hikâyeleri ve menkıbeler, 11. yüzyıldan itibaren Türkler arasında büyük rağbet görmeye başlamış ve Battal Gazi, gazi-velî hüviyetiyle yüceltilerek destan kahramanı haline getirilmiştir.

·         Türk gazi tipinin mükemmel bir örneğini aksettiren Battal Gazi, gerek kahramanlığı, gerekse evliya karakteriyle Anadolu insanı üzerinde son derece etkili olmuştur.

·         Tamamen Müslüman Türk geleneklerine göre meydana getirilmiş olan Battalnâme'nin yazıya geçiriliş tarihi henüz kesin olarak tayin edilememekle birlikte, eserin 11-12. yüzyıllarda yazıldığı tahmin edilmektedir.

·         Battalnâme’nin bilinen en eski nüshası 1455tarihini taşımaktadır.

 

Battal Gazi Destanı’nın Doğuşu

·         8.asırda başlayıp İstanbul’un Sultan Mehmet tarafından fethine kadar beş yüz yıl devam etmiş önce Arap-Bizans sonra Türk-Bizans mücadelesinin atmosferi içinde doğmuş bir destandır.

 

Battalnamenin Konusu Nedir?

·         8.Yüzyılda Anadolu’da Emevilerin Hıristiyan Bizanslılara karşı açtığı savaşlarda Battal lakabıyla ün kazanmış bir Müslüman kumandanın kahramanlıkları anlatılmaktadır.

 

Battal Lakabını Neden Almıştır?

·         Mervan’ın oğlu Mesleme’nin (715) İstanbul kuşatmasında,kahramanlıklarıyla büyük ün yaptığından kendisine Battal (kahraman) lakabı verilmiştir.

 

Battalname Destanında Tema

·         Kahramanlık

 

Battalname Destanında Mekân

·         Malatya ve Harput’tan İstanbul surlarına kadar olan bölgedir.

 

Battalname Destanı Dil Özellikleri

·         Battal name nesir halinde kaleme alınmakla beraber içinde bazı manzum bölümler de bulunmaktadır.

·         Battalname üslubu,hatta kelimeleri cümle kuruluşu ile Dede Korkut Hikayelerine benzer.

·         “Seyyit,yürüdü kaleyi dolaştı ki fırsat bula,kaleyi ala.Bir yere vardı,gördü ki su gider.”

·         Battalnamede olağanüstülükler,abartmalar, kutsi özellikler vardır.

·         Aşkar :Battal Gazi’nin atıdır. Gökten inmiş hatta Kâbe toprağından yaratılmıştır.Hz.Adem’den beri peygamberlerin, Hz.Muhammet’in (s.a.s),Hz.Ali ve Hz.Hamza gibi yiğitlerin atı olmuştur. Ölümsüz at,Battal’ı nice bela ve felaketlerden kurtarmaktadır.

 

Battal Gazi’nin Amacı

·         İslam’ı dört bir yana yaymaktır.

 

Battal Gazi’nin Karakteri:

·         İslamın bütün emirlerini ahlâkını,adâlet, şefkat,insaniyet hükümlerini yerine getirir.
Zayıfı,düşkünü kadını öldürmez,asla şarap içmez, harama ve kumara bulaşmaz.
İslam ilimlerini ve diğer dinleri oldukça iyi bilir. Dürüst,adaletli,alçak gönüllüdür.Tam bir Müslüman hayatı sürdürür. Derin bir manevi aşkı vardır.

 

Destandaki Tipler

·         Battal Gazi :Cesurdur,hiçbir şeyden korkmaz. Tek başına bir orduya karşı savaşır.
Bizanslılar,Hıristiyanlar,İslam’ı kabul etmeyen bütün din mensupları,Mecusiler,ateşperest ve putpereslerle vuruşur. Hepsini İslam’a davet eder. Olağanüstü yetenekleri vardır,keramet gösterir. Battal Gazi insanların yanında olağanüstü varlıklarla da;devler,cinler,gulyabanilerle de vuruşur. Bu savaşlar esnasında ona peygamber ve evliyalar yardım eder. Her savaş sonunda ganimetten pay almaz, ganimeti din uğruna savaşan askerlere dağıtır.Kendi sembolik bir şey alır.Ör : Kılıç

 

Metindeki Olağanüstülükler:

·         Daha 14 yaşında iken bileği bükülmez kahraman olması, silah kullanması ve her dem yeni bir icatla en büyük tehlikelerden kurtulmasıdır.

·         Peygamber soyundan olması.

·          Her savaşta galip olması.

 

İslam-Türk Geleneğine Ait Değerler Nelerdir?

·         Yiğitlik

·          İmanlı olmak

·          Cömertlik

·          Yalan söylememek

·          Kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek gibi faziletlerdir.

 

Ölümüyle İlgili Rivayet

·         Afyonkarahisar’da 740 yılında öldüğü konusunda tarihçilerin birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan kaleyi ele geçirmek için sıkı bir kuşatma yapar, içeridekilerin dışarısı ile bütün bağlantılarını keser.

·         Kale komutanı, bunun üzerine Bizans İmparatoru’ na haber salar ve 100 000 kişilik bir ordu yardım için yola çıkar. Kalenin burçlarından Battal Gazi’yi görerek aşık olan komutanın güzel kızı O’na bir kötülük gelmemesi için çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi’ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kağıt yazar, taşa sararak üzerine atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır.

·         Battal’ın uyunmadığını gören kız telaşlanır, babasına Türklerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya O’nu öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi’nin yanına gelen kız onu ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal’ın kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir.

·         Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde amansız bir savaş başlar, Ahmet Tarhan askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan Karahisar Kalesi’nin eteklerinde, şu anda Ulu Camii ‘nin karşısındaki mezarına gömülür. Yenilgiden sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal’ın cesedini Eskişehir dolaylarına atar. Böylece Bizanslılar, Battal Gazi’nin öldüğünü anlayamaz ve daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar.

 

 

 

 

 
  Bugün 8 ziyaretçi (17 klik) kişi burdaydı!