Sfl Edebiyat
  Divan Şiiri
 

III. ÜNİTE

4-XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı Türk Edebiyatı

a-Divan Şiiri


·         Klasik Türk Edebiyatı başlangıçta iki yabancı gelenek olan Arap-Fars (özellikle Fars) edebiyatları geleneğine dayanarak kurulmuş, zaman içinde taklidi aşan Osmanlı terkibi ve üslûbuna ulaşarak millî edebiyat hüviyetini kazanmıştır.

·          İslâmiyet’in yerleşmesi sürecinde oluşmaya başlayan bir edebiyattır. Bundan dolayı konuları arasında “din, Allah, peygamber, tasavvuf vb.” önemli bir yer tutar.

·         13–19. yüzyıllar arasında gelişen bu edebiyata şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen yazmalarda toplamaları dolayısıyla “Divan edebiyatı” denir.

·         Bu edebiyatı yapanların ve ona ilgi gösterenlerin seçkin çevrelerden oluşu ve bu edebiyatın aydın çevreye hitap etmesi nedeniyle bu edebiyata “Yüksek Zümre Edebiyatı” da denmiştir.

·         Klâsik edebiyatta nesirden çok nazım önemlidir. Nesirde de nazım unsurları (seci, ahenk vb) kullanılmıştır.

·         Nesirdeki dil nazma göre daha anlaşılmazdır.

·         Bu edebiyatta şekil ve muhteva bakımından belirli kalıplar vardır: güzellik anlayışı, mecazlar...

·         Tezkireler”, şairlerin hayatlarını anlatan ve şiirlerinden örnekler veren eserler olarak bu edebiyatın tarihinin ve başarısının vesikalarıdır.

 

Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri

·         Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.

·         Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapçada, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urducada gelişmiştir.

·         Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.

·         Şiirlerdeki ölçü “aruz” ölçüsüdür. Son zamanlarda -az da olsa- hece kullanılmıştır.

·         Tuyuğ ve şarkı” hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.

·         Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsçadan çokça etkilenmiştir.

·         Şiirlerde süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.

·         Redif ve kafiyeye önem verilmiş, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır. “Göz için kafiye” esastır.

·         Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.

·         Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.

·         Şiirlerde genellikle konu bütünlüğünden çok parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede, ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.

·         Şiirlerde “Sanat için sanat” ön plândadır.

·         Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.

·         Konular genellikle gerçek hayattan uzak soyut konulardır. “Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din” gibi konular en çok işlenen konulardır. 

·         Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.

·         Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.

·         Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı “nazirecilik” geleneği oluşmuştur.

·         Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.

·         Divan şairi daima âşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.

 

Divan Şiirinden Bazı Örnekler ve Bazı Şairler

Kaside

·         Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.

·         Kasideler aruzun her kalıbıyla yazılabilir. En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur. Kafiye düzeni: “aa,ba,ca,da,….” şeklindedir.

·         Kaside şairlerine “kaside-gü” (kaside söyleyen), “kaside-sera” ya da “kaside-perdaz” (kaside yazan) denir. Kasidenin en güzel beyiti "beyt-ül kaside"dir. Şairin adının geçtiği beyite ise "tac beyit" , kasidenin ilk beytine “matla”, son beytine “makta” denir.

Kasideler 6 bölümden oluşur:

·         Birinci bölüm 15–20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, âşıkane duygular yer alıyorsa "nesib", bahar, doğa, bayram gibi konulara değiniliyorsa "teşbib" adı verilir.

·         İkinci bölüm “girizgâh” ya da “giriz”dir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair methiyeye (övgüye) geçeceğini bildirir. Girizgâh konuya uygun ve nükteli olmalıdır.

·         Üçüncü bölüm “methiye”dir. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen methiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.

·         Kasidenin dördüncü bölümü “tegazzül”dür. Tegazzül, 5–12 beyit arasında değişir. Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

·         Beşinci bölüm “fahriye”dir. Şair bu bölümde kendisini över.

·         Kasidenin son bölümü “dua”dır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir.

·         Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre “kaside-i bahariye”, “ kaside-i ramazaniyye”, “kaside-i hammamiyye” olarak adlandırılır. Uyaklarına göre “r”  harfi ile bitiyorsa “kaside-i raiye”,  “l” harfiyle bitiyorsa “kaside-i lamiyye”, “m” harfiyle bitiyorsa “kaside-i mimiyye” diye adlandırılır.

·         Kasideler işledikleri konulara göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

·         Tevhit (Allah’ın birliğini anlatan kaside), Münacat (Allah’a yalvarma, yakarış), Naat (Peygamberimizi öven kasideler), Methiye (devlet büyüklerini öven kasideler), Mersiye (ölen kişinin ardından duyulan üzüntüyü dile getiren kasideler), Hicviye ( Toplumu ya da kişileri eleştiren kasideler)

 

Fuzulî (1495–1556)

·         Asıl adı Mehmet’tir. Bağdatlıdır. Kerbelâ’da yaşamış, türbedarlık yapmıştır.

·         Hayatı sıkıntılar içinde geçmiştir. İyi bir eğitim görmüş, Arap ve Fars dillerini öğrenmiştir.

·         Şiirlerini Azerî Türkçesi ile yazmıştır. Azeri Türkleri tarafından milli şair ilan edilmiştir.

·         Türk edebiyatında Lirik şiirin en büyük temsilcisidir.

·         Tasavvuf ve aşk” şiirinin vazgeçilmez konularıdır. Onun aşkı mecazî aşk değil hakikî aşktır. Mecazî aşkı -tasavvuf anlayışına uygun olarak- hakikî aşka bir köprü olarak kullanmıştır. Aşk acısından hoşnuttur. Derman istemez. Kavuşmayı da istemez. Çünkü bilir ki derman ve kavuşma aşkı bitirecektir.

·         Şiirlerinde ıstırabın yanında “rintlik” de vardır.

·         Bir aşk şairi olan Fuzuli en çok gazel nazım şeklini kullanmıştır. İlahi aşkla yoğrulmuş bu gazeller edebiyatımızın en lirik şiirlerindendir. Bu şiirlerde şiirin bir musiki olduğunu hissettirecek ses uyumu görülür.

·         Şiirlerinde halk Türkçesini kullanmıştır. Yaşadığı bölgede üç kültürün kaynaşmış olması, şiirlerinde de kendini gösterir.

·         Türkçe’nin az konuşulduğu Kerbela dolaylarında çok güzel Türkçe şiirler söylemiştir.

·         Fuzulî ilme çok önem verir. “İlimsiz şiirin temelsiz duvara” benzediğine inanır.

·         Eserleriyle sonraki divan ve bazı halk şairlerine önderlik etmiştir.

·         Mesnevi dalında da “Leylâ vü Mecnun”u meşhurdur. Leyla ile Mecnun aşkını en içli bu eser dile getirmiştir denilebilir. Eser daha sonra yazılan ve aynı adı taşıyan eserlere örnek ve esin kaynağı olmuştur. “Şikâyetname, onun hiciv türünde yazdığı bir mektuptur. Türk edebiyatında hicve de mektuba da önemli bir örnektir.

·         Türkçe ve Farsça divan , Hadikatüs-süeda, Beng ü Bade, Sakîname (Heft Cam), Tercüme-i Hadis-i Erbain, Rind ü Zahid, Sıhhat ü Maraz, Muamma Risalesi, Matlaul-itikad  ve Türkçe mektupları diğer önemli eserleridir.

 
  Bugün 8 ziyaretçi (49 klik) kişi burdaydı!